Erasmus 2016

Amsterdam, Paris, Brüksel, Berlin, Prag, Varşova, Łódź… 4.5 ayda 6 ülke, 7 şehir… Evet, bu yazımda sizlere 2016-2017 öğretim yılının güz döneminde Erasmus Öğrenci Değişim Programı ile Polonya’nın Łódź şehrinde yaşadığım tecrübelerimi anlatacağım.

Yolculuk öncesi

Erasmus maceram okulumuzun Şubat 2016’da yaptığı İngilizce sınavını başarı ile geçmemle başladı ve Polonya’nın Łódź şehrinde bulunan Łódź University of Technology’e yerleştirildim. Daha sonrasında kabul için gerekli belgelerin teslimi falan derken başvurumun tamamlanması Haziran ayını buldu. Bu aşamadan sonra yapmam gereken tek şey karşı üniversiteden gelecek kabul belgesini beklemek oldu. 7 Temmuz 2016’da karşı üniversiteden kabul mektubum geldi ve 7 Eylülde de Polonya girişi için vizem geldi.

Erasmus Gidiş

Ve gidiyorum..

Gidiş planım 21 Eylül saat 12.00 Berlin’e uçuş ve ardından akşam 8 de otobüs ile Łódź’a yolculuğa çıkmaktı. Ve öyle de oldu. 12’de kalkan uçağım oranın yerel saati ile 14.00 da Berlindeydi. Arada 6 saatlik bir beklemem oldu. Fakat Berlinde yalnız değildim, sonrasında daha samimi olacağım 6 arkadaş daha edindim. En güzeli de hepimizin de Łódź’a gidiyor olmasıydı.

Berlin Schönefeld

Saat 20.00 olunca bizi Łódź’a götürecek olan iki katlı otobüsümüz geldi. Burada biraz şaşırdım, çünkü otobüste muavin yoktu ve şoför bizden valizlerimizi kendimiz koymamızı istedi. Bir diğer şaşırdığım nokta ise otobüste su dahil hiçbir şey yoktu. 6.30 saat yolculuğun ardından Łódź’a vardık. Saat 3 olmuştu. Benim mentör rahatsızlandığı için gelememişti ve yerine başka birini göndermişti. Bu arkadaşla kalacağımız yurda kadar gittik ve güvenlikte oturan teyze ingilizce bilmediği için bizim yurda giriş işlemlerimize yardım etti ve odamıza kadar bıraktı. Ben odaya girdiğimde oda arkadaşım daha gelmemişti. Kim gelecek, nasıl biri gelecek diye düşünürken Berlin’den beraber geldiğimiz arkadaş geldi benim odama. Tesadüfe bak falan diye düşünürken sonradan öğrendik ki kültürel farklılıklar sorun çıkarttığı için ellerinden geldiğince odalara aynı milletlerden kişileri yerleştirmişler.

Polskibus

İlk günlerim

Yurda giriş yapma işlemimiz bitiğinde ve odamıza geçtiğimizde saat 4 olmuştu. Üzerimizde bir yorgunluk vardı. Hemen dinlenmek için yattık ve sabahın olmasını bekledik. Çünkü daha keşfedilmesi gereken bir şehir, tanışılması gereken yeni insanlar ve öğrenilmesi gereken yeni bir kültür vardı. Sabah kalkıp hemen yurdumuzun yanında bulunan markete gidip kahvaltılık bişeyler aldık. Daha sonrasında benim oda arkadaşımın mentörü ile Erasmus kordinatörlüğüne gidip okula geldiğimizi bildirdik. Bize birer simkart ve o okulun öğrenci kimliğini verdiler. Orada işimiz bittikten sonra okula giderken gördüğümüz aynı zamanda kaldığımız yurdun hemen yanında bulunan parka gittik ve gezdik.

İlk anda dikkatimi çeken şeylerden birisi 7 den 70 e herkes bisiklet sürüyor. Belediyeler de buna duyarsız kalmamış ve bisikletler için yaya yolununun hemen yanına kırmızı ile işaretlenmiş bir yol eklemiş ve bu yola da aynı yaya yolunda olduğu gibi ışık sistemi eklemiş. Evet, bisikletler için üzerinde bisiklet logosu olan lambalar yanıyor. Daha bitmedi, aynı zamanda şehrin her yerinde telefonunuza yükleyeceğiniz bir uygulama ile bisiklet kiralayabileceğiniz bir sistem mevcut. (Burada biraz araya girmek istiyorum eğer böyle bir sistemle karşılaşırsanız bisikleti iade edince sistemden düştüğündan emin olun. Son anda 254 zloty (yaklaşık 189 lira) ücret ödemekten kurtuldum çünkü. )

Bisiklet yolu

Trafik kuralları. Bu konuda çok sıkılar. Durumu size şöyle özetleyebilirim. Yaya için kırmızı yanıyor, yayalar duruyor. Çok normal değil mi? Ama bu sırada yaklaşık 1 dakika arabalara da kırmızı yanıyor ve arabalar da duruyor. Yaya arabaya bakıyor, araba yayaya ve kimse (elbette istisnaları var ama %5 civarında) geçmeye yeltenmiyor. Bu da bazen can sıkıcı olabiliyor. Ben bunu cezaların yüksekliğine bağlıyorum. Fakat bir yanlış algıyı düzeltmek istiyorum, Avrupa’nın her yerinde işlemiyor bu kurallar. En azında benim gezdiğim şehirlerden 3 şehirde işliyor.

Zaman akıyor

Zaman ilerledikçe ve yeni arkadaşlar edindikçe erasmusun keyfini çıkarmaya başlıyorsunuz ve iyi ki gelmişim diyorsunuz. ESN’in (Erasmus Student Network) de düzenlediği gerek şehir turları olsun gerek sohbet için toplanma olsun orada zamanınızın daha iyi geçmesini sağlıyor. Tabi bir de dersler var. Bunları yaparken derslerinizi de ihmal etmemenizi öneririm. Sonradan ayak bağı oluyor çünkü.

Iamsterdam

Erasmus programı sırasında Avrupa turu yapmayanı da dövüyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri arasında sınır kavramı olmadığı için pasaport kontrolü olmadan otobüsle bile bir ülkeden diğer bir ülkeye geçebiliyorsunuz. Eğer güz dönemi gidecekseniz, bir Halloween tatili bir de Christmas tatili gezi yapmak için en uygun zamanlar. Onun dışında fırsat bulduğunuzda ülke içerisinde de geziler yapabilirsiniz. İlk başlarda nasıl gezeceğiz, nereleri gezmemiz gerekiyor diye düşünürken yardımımıza Google Trip ve Google Maps koştu. Gideceğimiz şehirlerdeki turistik mekanları Google Trip ile inceleyip Maps’den işaretliyorduk. Ayrıca Google Maps üzerinden offline haritalara gideceğiniz yerin haritasını indirirseniz GPS her yerde çalıştığı için sanki internetten bir konuma gidiyormuş gibi gezebilirsiniz. Bu arada söylemeden de geçemeyeceğim bazı yerlerde binalar çok yüksek ve birbirine bitişik olduğu için GPS çekme sıkıntısı yaşayabiliyor. Bu gibi durumlarda GPS tekrar gelene kadar kafanız göre gezin derim. Bu şekilde planımızda olmayan fakat belirlediğimiz yerlerden daha güzel yerlere yolumuz düştü.

Teknolojik aletlerin de incelemesini yapma fırsatım oldu. Avrupa’nın çoğu şehrinde fiyatlar bize göre 100 ile 200 lira civarında uygun. Fakat Türkiye’ye sokabilmek için pasaporta işletmemiz gerekiyor. O zaman da neredeyse aynı fiyata denk geliyor.

Bir başka konu, üzülerek söylemeliyim ki internet hızı.. Gerçekten hızlı diyebilirim. Kaldığım yurdun interneti üzerinde kablosuz 5 MB/s, kablolu 11-18 MB/s hıza ulaştım. Şu anda Türkiye’de (yurt internetlerini söylemiyorum bile) ulaşabildiğim en yüksek hız 1.5MB/s. Bu konuda biraz gelişmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Son sözler

5-6 Şubat günleri arasında yine aynı rotayı izleyerek (Łódź - Berlin - İstanbul) Türkiye’ye dönüş yaptım. Türkiye’ye döndüğümde gerçekten evime geldiğimi hissttim. Her ne kadar değişik bir duygu olsa da insanın evi gibisi yok bence. Dönmeme 1 ay kala neredeyse her gün rüyamda döndüğümü görüyordum.

Son bir cümle söylemem gerekirse herkesin özellikle üniversite hayatında en az bir kere öğrenci değişim programı ile veya başka şekilde yurtdışında bulunması gerekiyor. (kastım 2 gün kalıp geri dönmek değil, 3-4 ay kalıp bulunduğun bölgenin kültürünü incelemek)

Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Merak ettiklerinizi yorum kısmından veya sayfanın iletişim kısmından sorabilirsiniz. Teşekkür ederim.

Yazımı beğendiniz mi? Yorum yapın.

Top